5. Gün Blastokist Transferi

Gönderildiği yer: Hamilelik Dönemi, Sağlık | 0

Doğal yollardan bebek sahibi olamayan çiftlerde uygulanan tüp bebek (IVF); erkek ve kadın üreme hücrelerinin laboratuar ortamında özel koşullarda döllenmesi ve oluşan embriyoların kadının rahmine yerleştirilmesi yoluyla gebelik elde edilmesinin amaçlandığı modern bir tedavi yöntemidir. Günümüzde uygulanmakta olan ileri tüp bebek tekniklerinden biri olan 5. Gün Blastokist Transferi, çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere çok daha yüksek oranlarda gebelik şansı sunmaktadır.

Laboratuar ortamında 5 gün boyunca takip edilip geliştirilen embriyolara blastokist adı verilir. 5. günde yapılan embriyo transferine de “blastokist transferi” denir.

1978 yılında ilk başarılı tüp bebek gebeliği de blastokist transferi ile elde edilmiştir. Embriyo, gelişim sürecinin 5-6. günlerinde blastokist evresine ulaşılmaktadır. Bir blastokist, yaklaşık olarak 100-120 hücre içermektedir. Bu dönemden sonra embriyoların laboratuar ortamında bekletilmesi mümkün değildir. Anne rahmine transfer edilmesi gerekmektedir. Embriyo transfer sonrasında 6-7 günlerde koruyucu tabakası olan zona pellüsidadan kurtulur ve rahim dokusuna tutunmaya başlar.

Blastokist transferi ile implantasyon (tutunma) şansı daha yüksektir. Çünkü iyi embriyoların seçimi söz konusudur, yani ancak iyi olan embriyolar laboratuvarda gelişimlerine devam etmekte ve 5. güne ulaşabilmektedir.

Tüm ülkelerde çoğul gebeliğin yarattığı risklerden korunabilmek için transfer edilen embriyo sayısına yasal sınırlamalar getirilmiştir. Ülkemizde bu sınır, en fazla 2 embriyodur. 5. gün embriyo transferinde 1 veya 2 blastokist verilerek, hem çoğul gebelik riski azaltılmış hem de gebelik şansı yükseltilmiş olur. Tüp bebek tedavisinde amaç, eve tek sağlıklı bebek götürmektir. Bu amacı başarmak için daha kaliteli ancak daha az sayıda embriyo transferi tüm seçkin kliniklerin ortak stratejisidir.

5. Güne Hazır Olmak
Tüp Bebek laboratuvarlarında kullanılan embriyoların içerisinde takip edildiği ardışık kültür mediumlarında hastaların %60-70’inde blastokist evresine ulaşılabilmektedir.
Kromozomsal anormallik taşıyan embriyoların blastokist dönemine ulaşabilme ihtimali, normal olan embriyolara oranla çok daha düşüktür. Böylece, 5. günde kromozomsal olarak daha sağlıklı embriyoların seçilebilme ihtimali yüksektir. Bu nedenle blastokist dönemi kaliteli embriyoların transferi ile çok daha yüksek gebelik oranları elde etmek mümkündür.
Blastokist dönemine ulaşmış embriyolar, ultra hızlı dondurma yöntemi olan vitrifikasyon ile başarılı şekilde dondurulabilmekte ve ihtiyaç duyulduğunda başarıyla çözülebilmektedir.
Ancak 5. gün blastokist transferi yapabilmek ve başarılı sonuçlar elde edebilmek için sadece sizin embriyolarınızın belirli şartlara uyması yeterli olmaz.

Tüp bebek ünitesinin de yüksek niteliklere ve standartlara sahip olmasını gerekir:
• Laboratuvar koşulları üst düzeyde olmalı. Dizaynı, havalandırması, temizliği ve bunların periyodik kontrolleri titizlikle yapılmalı.
• Yeterli ve kaliteli donanımlara sahip olmalı, kontrol ve kalibrasyonları düzenli yapılmalı.
• Alanlarında uzman tecrübeli bir ekibe sahip olunmalı.
• Blastokist transferi gibi titiz takip gerektiren tekniklerde tecrübeli embriyologlar yeterli sayıda olmalı.

Blastokist transferi kimlere uygulanır?
Alınan ve döllenen yumurta sayısının çok olduğu (genelde 8 ve üzeri) ve 3. gün embriyo kalitesinin iyi olduğu tüm çiftlerde uygulanabilir.

Blastokistlerin neden yaklaşık %50’si tutunamamaktadır?
Muhtemelen kromozomsal anomalili bir embriyo söz konusudur ya da endometriumun embriyoyu tutma kapasitesinde sorun vardır.

Blastokist Transferi Kimlere Önerilir?
• Daha önce tekrar eden denemelerde iyi kalitede 3. gün embriyoların verilmesine rağmen gebeliğin oluşmadığı çiftlere,
• Çoğul gebelik istemeyen çiftlere,
• Kalan embriyolarının dondurulmasını istemeyen çiftlere önerilir.

Blastokist transferinin dezavantajları nelerdir?
• Hastaların yaklaşık %40’ında transfer edilecek blastokist gelişmeyebilir.
• Bazı olgularda beşinci günde embriyoların dondurulması, 3. gün dondurulması kadar iyi sonuçlar vermeyebilir.
• Bazı araştırmalara göre laboratuvar ortamında blastokist evresine gelemeyen embriyoların %10’u 2. ya da 3. günde rahime verilmiş olsa idi gelişimlerine devam edebilirlerdi.

Hepimiz bir zamanlar ‘’blastokist’’ idik. Blastokist transferine gidilmesinin amacı, daha kaliteli embriyoları seçerek, gebelik şansını arttırırken çoğul gebelik riskini azaltabilmektir.
Unutmayınız ki; her durumda blastokist transferi uygun olmayabilir. Transfer için blastokist aşamasına kadar bekleme kararını verirken; embriyoların kalitesi, sayısı ve niçin tüp bebek yapıldığına göre bu kararı embriyoloğunuz, doktorunuz ve siz birlikte değerlendirirsiniz.

Tüp Bebek Tedavisi

Gönderildiği yer: Hamilelik Dönemi, Sağlık | 0

Tüp Bebek Nedir?
Doğal yollardan bebek sahibi olamayan çiftlerde uygulanan tüp bebek (IVF); erkek ve kadın üreme hücrelerinin laboratuar ortamında özel koşullarda döllenmesi ve oluşan embriyoların kadının rahmine yerleştirilmesi yoluyla gebelik elde edilmesinin amaçlandığı modern bir tedavi yöntemidir.

Tüp bebek tedavi yöntemi, birçok çifte gebeliğe ulaşma şansı sunmaktadır. Mikroenjeksiyon yöntemi ile sperm sorunu olan birçok erkek, artık bebek sahibi olabilmektedir. Tüp bebek tedavisinde başarı oranlarının giderek artması, son derece sevindiricidir. Titiz çalışma, etik tutum, doğru zamanlama ve güler yüzlü bir tedavi süreci, başarıyı önemli oranda etkilemektedir. Önceki yıllarda bebek sahibi olmayı hayal bile edemeyen çiftler, kendi mucizelerini gerçekleştirme şansı bulabilmektedir.

İşte bu şans için tüp bebek tedavisinde atılacak 3 adım, çok önemlidir.

Bu 3 adım;
1. adım iyi bir hazırlık ve destek dönemidir.
2. adım uzman, tecrübeli bir ekip ve ileri teknolojik donanıma sahip merkez seçimidir.
3. adım kişiselleştirilmiş güncel tedavi planı ile bebek sahibi olmak isteyen çifte en uygun tedavinin belirlenmesidir.
Tüp bebek tedavisi hangi durumlarda düşünülmelidir?
• Kadının tüplerinde tıkanıklık varsa,
• Kadında endometriozis (çikolata kisti hastalığı) bulunuyorsa,
• Erkekte sperm sayısı az veya sperm hareketliliği sorunları yaşanıyorsa,
• Polikistik Over Sendromu’nda diğer tedaviler başarılı olamamışsa,
• Hormonal yetersizlik gibi yumurtlama sorunları varsa,
• İleri yaş ve zayıf yumurtlama durumunda,
• Nedeni anlaşılamayan infertilitede,
• Diğer tedavi yöntemlerinden sonuç alınamadıysa,

Tüp bebek tedavisine başlanılması düşünülmelidir.

Doğal yollardan bebek sahibi olamayan çiftlerde uygulanan tüp bebek tedavisinde erkek ve kadına ait olan üreme hücrelerinin laboratuvar ortamında özel koşullarda döllenmesi ve anne rahminde bebeğin tutunması amaçlanmaktadır. Tüp bebek yöntemiyle doğan bebekler, normal doğal yöntemlerle dünyaya gelmiş olan bebeklerden farklı değildir.

 

Tedavi Yöntemleri

• Yumurtalama  tedavisi (Ovulasyon İndüksiyon)
• Aşılama (Intra Uterrin İnseminasyon)
• Klasik  tüp  bebek (IVF-ET)
• Mikroenjeksiyon (ICSI-ET – Mini tüp bebek)

Erkek hastalarda mutlaka muayene ve semen analizi yapılmakta, gerekirse hormon profili değerlendirip, ileri sperm fonksiyon testleri yapılmaktadır. Ayrıca intrauterin inseminasyon ve mikromanüplasyon için spermler hazırlık işlemlerine tabi tutulmaktadır. Kadın hastaların ise, muayene ve ultrasonografisi yapılmakta ve mutlaka hormon profili istenmektedir.

Aşılama (artifisiyel inseminasyon), inseminasyon odasında; mikroenjeksiyon(ICSIET) ve klasik tüp bebek(IVF-ET) gibi üremeye yardımcı tedavi yöntemleri embriyoloji laboratuarında; diagnostik (teşhis amaçlı) ve terapötik (tedavi amaçlı) endoskopik cerrahi prosedürler genel anestezi altında veya mikrocerrahi ile sperm elde etme işlemlerinin tümü (TESE,TESA, MESA, TEFNA vs) lokal veya genel anestezi altında ameliyathanede uygulanmaktadır. Oosit toplama işlemi (OPU), ameliyathanede genel anestezi altında yapılmakta ve embriyoloji laboratuarında oositler değerlendirilmektedir. Embriyo kültürleri ve takibi uygun inkübatörlerde yapılmaktadır. Gerektiğinde embrio zarına lazerle assisted hatcing (yardımla yuvalanma) işlemi uygulanabilir. Embriyo transferi, hastanın durumuna ve embriyo kalitesine göre 2., 3., 5. veya 6. gün uygulanmaktadır.  Ameliyat odasında diagnostik ve terapötik endoskopi operasyonları (laparoskopi ve histeroskopi), vajinal yolla kist aspirasyonu, çoğul gebeliklerde fetal redüksiyon işlemi, amniosentez, cerrahi veya mikrocerrahi ile sperm elde etme operasyonları gerçekleştirilmektedir. Freezing (dondurulma) odasında ise, embriyo ve testis dokusu, over dokusu dondurma işlemleri uygulanmaktadır. Uygulamalar sonrasında hastalar, gözlem odasında takipte tutulmakta, 2-3 saatlik takipten sonra durumu stabil olanlar, evlerine gidebilmektedir.

Gebelik gerçekleşen hastaların rutin takipleri, antenatal ve perinatal genetik (amniosentez, koryon villus örneklemesi, kordosentez gibi) testleri ve doğum da yine yine aynı merkezde yapılmaktadır.

Mini tüp bebek, yumurta rezervinin çok düşük olan durumlarda gebelik ihtimalini artırdığı için uygulanan ve başarılı sonuçlar alınabilen bir yöntemdir. Mini tüp bebek, Japonya’da geliştirilmiş ve yaygın olarak uygulanan bir tüp bebek tedavisidir. Düzenli adet görebilen her hastada uygulanabildiği gibi, yumurtalık rezervi azalmış, tüp bebek denemeleri başarısız olmuş çiftlere de bebek sahibi olmalarında yeni bir umut sağlar.

Bu yöntem, tüm düzenli adet görüp, “FSH hormonu yüksek” diye tüp bebek deneme şansı bulamayan ya da defalarca denemelerine rağmen embriyo elde edilemeyen olgularda belirgin olarak daha iyi kalitede embriyolar elde edilebilmektedir. Bu da umudu çok düşük hastalar için gebelik şansı yaratmaktadır.

Bu tip vakalarda bir diğer yaklaşım ise arka arkaya yapılan mini tüp bebek denemeleri ile elde edilen embriyoları dondurup, biriktirmektir. Bu, zamana karşı yarışan çok düşük rezervli hastaların zaman kaybını önlemektir. Bu tedavinin efektif şekilde uygulanabilmesi için laboratuar koşullarının ve embriyo programının çok iyi olması gerekir.

Mini tüp bebek yönteminin bir diğer avantajı ise, uygulama maliyetlerinin belirgin olarak daha düşük olmasıdır.


Tüp Bebek Tedavisi için Altın Kurallar

 

Modern bir yöntem olan tüp bebek tedavisi, günümüzde çok daha büyük başarı ile geçmişe oranla daha modern, daha az masraflı ve pratik şekilde yapılıyor. Teknik gelişmeler, tüp bebek başarısını çok iyi noktalara taşıyor. Doktorun deneyimi ve hassasiyeti elbette çok önemlidir, ancak çiftlerin de tedavi ekibin bir parçası olarak yüksek enerji ve motivasyonla başlaması yararlıdır. Bu nedenle çiftler başaracaklarına inanmalıdır. Olumlu konsantrasyon ve inanmak, başarının ilk adımlarıdır.

Tüp bebek yönteminde her çiftin tedavisi değişkendir. Tedavinin uygulama şekli, yumurta toplama ve embriyo transfer zamanı, çiftlere özgüdür. Bu nedenle tüp bebek tedavisi kişisel olmalıdır.

Başarı için çiftlere de görev düşüyor. Yaş değiştirilemez. Ancak, tüp bebek sadece sperm ve yumurtanın birleştirilerek embriyonun anne rahmine yerleştirilmesinden ibaret değildir. Üreme hücrelerinin sayısını ve kalitesini arttırabilecek ön tedaviler olduğunu biliyor muydunuz? Tedaviden 1-2 ay önce hazırlıklara başlamak başarıya katkı sağlayacaktır. Ayrıca; sağlıklı yaşam kuralları bu süreçte de önem taşıyor. Sigara içiliyorsa bırakılmalıdır. Sigara, hem yumurta hem de sperm kalitesini olumsuz etkilemektedir.

Tüp bebek tedavisine başlarken, çiftlerin doktor ve yakınlarıyla endişelerini paylaşması, onlar için rahatlatıcı olacaktır. Bunun için net sorular sorulabilir ve cevaplar, küçük bir not defterine not edilebilir.

Çiftler, ilaç tedavilerini doğru uygulamalıdır. Beslenme, doğal besinlerle olmalıdır. Düzenli beslenilmeli, sebze ve meyve tüketimine dikkat edilmelidir. Bol su içilmeli; tuz ve diğer katkı maddeleri tüketilmemeli, kafeinli, asitli içeceklerden kaçınılmalıdır. Günde 8 saat uyumalı, geç yatılmamalı ve sabah erken kalkılmalıdır. Yorgunluk ve aşırı egzersiz, tedaviyi olumsuz etkileyebilir. Zaman zaman küçük molalar verilerek, bedeni ve ruhu dinlendirmeye gayret edilmelidir.

Tedavi süresince stresten kaçınılmalıdır. Stresle baş etmek için gevşeme tekniklerinin kullanılmasını öneriyorum. Derin nefesler almak, olumlu düşünmek (mutlu düşünce kavramı), doğa yürüyüşleri ve hobilerle uğraşmak, işe yarayabilir. Kadın ve erkek doğurganlığını etkileyen stresin tüp bebek yöntemini de etkilediğini unutmayınız.

Özetle söylemek gerekirse; tüp bebek tedavisinde altın kurallar vardır ve her çiftin tedavisi değişkendir. Tedavinin uygulama şekli, yumurta toplama ve embriyo transfer zamanı, çiftlere özgüdür. Bu nedenle tüp bebek tedavisi kişisel olmalıdır.

Doğal Doğum

Gönderildiği yer: Hamilelik Dönemi, Sağlık | 0

Doğal Doğum Nedir?

Doğal doğum; kendiliğinden başlayan, mümkün olduğunca müdahale edilmeyen, doğal hormonların aktif olarak salgılanmasına izin verilen, bebeğin doğar doğmaz daha kordonu kesilmeden anne kucağıyla buluştuğu ve ilk emzirmeye kadar anne ile kaldığı bir doğum şeklidir. Ağrı ve sancı korkusunu yenen birçok hamile artık sezeryan ya da normal doğum yerine doğal doğumu tercihe etmektedir.

Doğal doğum sürecinde beden ve bebek bir uyum içerisinde doğumun gerçekleşmesini sağlar. Doğal Doğum Merkezi ve uzman doktorlarımızın amacı; anne adayını fiziksel ve duygusal olarak desteklemek ve doğal sürece en az müdahale ile, ideal doğumun sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesini sağlamaktadır.

Doğal doğum sayesinde ilaç ve müdahaleye maruz kalmayan anne, bebeğini tüm doğal hormonların etkisi altında doğurup, doğar doğmaz bebeğine kavuşabilecek ve anne-bebek arasındaki ilk iletişim diğer doğum yöntemlerine göre çok daha kuvvetli olacaktır. Sevgi ve coşku dolu bu doğum sonrasında anne ve bebeğinin buluşması onların gelecekteki ilişkilerini de olumlu bir şekilde etkileyecektir.

Doğal Doğum Süreci Nasıl İşlemektedir?

Doğal doğum sürecinde; anne adayına doğal doğum eğitimi almış bir ebe tarafından süreç aktarılır ve bilgi paylaşımında bulunulur. Bu eğitimlerde anne adayı doğumun ne olup olmadığı konusunda doğru bilgiler edinmektedir. Doğal Doğum Eğitimi, doğru ve bilimsel doğum sürecini aktarırken, aynı zamanda da gebelerin doğum korkusunu yenmesini sağlamaktadır.

Doğum sancıları başladığında ise; yine ebe eşliğinde, özel doğum odasında plates topu ve duvara montelenmiş trabzan yardımıyla yapılan egzersizlerle doğal doğum hazırlık süreci başlatılır.

Buradaki kritik kelime “mümkün olduğunca”dır. Doğal doğum felsefeleri gerekli modern tıbbi müdahaleleri dışlayan bir felsefe değildir. Tam tersine, gerektiği zaman modern tıbbın tüm olumlu müdahaleleri kullanılmaktadır. Burada önemli olan, müdahalelerin fark gözetilmeden her anneye rutin olarak uygulanması yerine, gerekli şartlarda gerekli doğumlarda uygulanmasıdır. Bu yüzden doğal doğum düşünen annelerin karşılaşabilecekleri tüm müdahaleleri bilmesi, gerektiğinde bunlara karar vermesi ve sürece katkıda bulunması teşvik edilir. Uygun görülen bu müdahaleler, gerek annenin gerekse bebeğin sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratacaktır. Bu yüzden Doğal Doğum Merkezi’nde müdahalesiz doğum yerine, mümkün olduğunca müdahalesiz, ancak kesinlikle sağlıklı bir anne ve bebeğinin hedeflendiği bir doğum şekli en akılcı çözüm olarak benimsenmiştir.

Doğal Doğumun Avantajları:

• Doğum süreci boyunca ilaç kullanımının en az seviyede kullanılmasına özen gösterilir.
• Doğum, doğal olarak salgılanan hormonların tetiklemesi ile gerçekleşir.
• Anne, doğumun coşkusunu tüm farkındalığı ile hissedebilir.
• Doğal doğumla dünyaya gelen bebek, aktifliği sayesinde yeni hayatına çok daha kolay uyum sağlayabilir.

Kordon Kanı

Gönderildiği yer: Hamilelik Dönemi, Sağlık | 0

Doğum sırasında bebeğinizden aldıracağınız kordon kanından elde edilen kök hücreler ile, kendisinin ve doku tiplemesi uyması halinde birinci derecede yakın akrabalarının sağlığını güvence altına aldırabilirsiniz. Kök hücreler, hayatımızı tehdit eden pek çok hastalığın tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır.

Hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır ?
Yaygın olarak başta kan ve kemik iliği kaynaklı kanserler olmak üzere çeşitli kanser tiplerinde, kemik iliği ve bağışıklık sisteminin yetmezlik durumlarında tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Yakın gelecekte kordon kanı kök hücre nakillerinden başka, birçok hastalıkta hasarlı doku ve organlara yeniden fonksiyon kazandırmak amacıyla kullanılacaktır.

Bilim adamları şu anki dönemi tıpta bir “değişim noktası” olarak tanımlıyor, çünkü yapılmakta olan bilimsel araştırmalar inanılmaz tedaviler vaat etmektedir. Yapılan çalışmalar, kordon kanından elde edilen kök hücrelerin Alzheimer, Parkinson, kas erimesi hastalıkları gibi, kanser dışındaki pek çok hastalıkta da kullanılabileceği yolunda umut vermektedir. Sonuçta kordon kanı saklanması ileriye yönelik sağlık sigortası olarak düşünülebilir.

Kordon kanının tedavide onay aldığı hastalıklar:
• Çocukluk çağı lösemi ve lenfomaları
• Myelodisplastik sendrom,
• Myeloproliferatif bozukluklar
• Kalıtsal veya kazanılmış kemik iliği yetmezliği (Aplastik anemi)
• Hemoglobinopatiler (Akdeniz anemisi, orak hücreli anemi)
• İmmün yetmezlikler
• Metabolik hastalıklar
• Solid organ tümörleri

Kordon kanının tedavide araştırma safhasında olduğu hastalıklar :
• Tümörlere ya da enfeksiyonlara karşı immünotedavi
• Serberal palsi
• Diabet
• İşitme kaybı
• Gen tedavisi

Aklınızda bulunsun!
Hem normal hem de sezaryen doğumlarda kordon kanı toplama işlemi uygulanabilir.

Normal ve Sezeryan Doğum

Gönderildiği yer: Hamilelik Dönemi, Sağlık | 0

Normal doğum 38-42 gebelik haftaları arasında kendiliğinden başlayan rahim kasılmalarıyla bebeğin vajinal yolla doğmasıdır. Normal doğumda, bebek doğduktan en geç yarım saat içerisinde  plesanta ve zarları kendiliğinden rahimden dışarı atılır. Normal bir doğumda yaklaşık 300 ml kadar kan kaybı olur. Doğum için geçen süre 24 saatten daha azdır.

Normal Doğumun Bebeğe Yararları 
• Normal doğum ile dünyaya gelen bebeklerde solunum sıkıntısı gelişme riski daha azdır.
• Bebeğin bağışıklık sisteminin gelişmesine olumlu etkisi vardır.
• Normal doğum sırasında bebekte salgılanan mutluluk hormonu (endorfin) bebeğin kordon kanında tespit edilmiştir.
• Normal doğum ile doğan bebeklerin anne memesini emme becerisinin daha iyi olduğu gözlemlenmiştir.

Normal Doğumun Anneye Yararları
• Normal doğumdan sonra annenin günlük hayata dönüş süresi ve taburcu edilme süresi daha kısadır.
• Normal doğum yapan annenin rahminde bir kesi veya hasar oluşmadığı için sonraki doğumlarını da normal yolla yapma şansı vardır.
• Normal doğumda doğum sonrası enfeksiyon ve kanama benzeri komplikasyonlar daha azdır.
• Normal doğum yapan annenin doğum sonrasında ağrı şikayeti, sezaryene göre çok azdır.

Sezeryan, vajinal yoldan normal doğması mümkün olmayan bebeğin, annenin karın duvarı ve rahim (uterus) açılarak doğmasını sağlayan bir ameliyattır. Kesi, kasığın hemen üzerindeki karın bölgesinden yapılır. Uterus açılır ve amniotik sıvı boşaltılarak bebek çıkarılır.

Sezeryan ameliyatı, anestezi altında yapılır. Genel anestezi, spinal veya epidural anestezi tercih edilebilir. Sezeryandan sonra hastanede ortalama kalış süresi 1–3 gün arasında değişir.  İyileşme, normal doğuma göre daha uzun sürede gerçekleşir.

Hangi durumlarda sezeryan gereklidir?
Normalde baş ile doğum kanalına gelen bebeğin; kol, omuz veya yüzü ile doğum kanalına ters gelmesi durumunda normal doğum mümkün olmaz. Bebeğin başı ile doğum kanalı arasında uyuşmazlık varsa ve kafa doğum kanalından geçemeyecek kadar büyük veya doğum kanalı normalden darsa normal doğum yerine sezeryan tercih edilir. Anne, daha önce rahimde iz bırakan sezeryan veya rahimden ur alma (myomektomi) gibi bir ameliyat geçirdiyse, normal doğumda eski ameliyat yerinden rahimde yırtılma riski oluşabileceğinden sezeryan tercih edilir. Plasentanın; doğum kanalını kapatacak şekilde rahmin alt bölümünde konumlanması halinde sezeryan ameliyatı tercih edilir. Plasentanın bebeğin doğumundan önce yerinden ayrılması durumunda bebeğin hayatını kurtarmak amacıyla vakit kaybetmeden sezeryan yapılır. Bebeğin doğum ağrıları sırasında sıkıntıya girmesi ve kalp atışlarının bozulması halinde sezeryan ameliyatı yapılır. İkiz veya üçüz gibi çoğul gebeliklerde sezeryan tercih edilebilir.

Sezeryanın riskleri nelerdir?
Sezeryanla doğum, günümüzde güvenli koşullarda yapılıyor olsa da bazı komplikasyonlar oluşabilir.

Anestezi nedeniyle oluşan riskler: İlaç reaksiyonları ve solunum problemleri
Cerrahi ile ilişkili riskler: Kanama ve enfeksiyon
Sezeryana özel riskler: Safra kesesi veya uterus enfeksiyonu, idrar kanallarında ve bebekte oluşabilecek hasarlar

Bebek ve anne için doğum şeklini belirlerken; sezeryanın veya normal doğumun avantaj ve dezavantajları göz önünde bulundurulmalı, doktorun önerileri ve değerlendirmeleri dikkate alınmalıdır. Annenin veya bebeğin hayatını tehlikeye sokacak herhangi bir durumda doğum sezeryanla yapılmalıdır. Anne ve bebek sağlığı için en sağlıklı ve doğal olanın normal doğum olduğu artık dünyada yaygın kabul görmektedir, bu nedenle zorunlu olmadıkça sezeryan yapılmaması ve normal doğum oranlarının ülkelerde daha fazla arttırılması önerilmektedir.

Erken Doğum Riski

Doğumun 36. gebelik haftası tamamlanmadan gerçekleşmesi, “erken doğum (preterm)”, bebeğe de “prematüre” adı verilir. Prematüre bebekte başta akciğerler olmak üzere bazı organların gelişimi henüz tamamlanmamış olduğundan erken doğum, bebeğe yoğun bakım gerektirir. Prematüre bebekler, genellikle yoğun bakım ünitesine ihtiyaç duyacağı için erken doğum riski bulunan anne adaylarının, bebek yoğun bakım ünitesi bulunan bir hastanede  doğum yapması, bebeğin yaşayabileceği olası komplikasyonların azaltılması yönünden önemlidir.

Erken Doğum Riski Bulunan Anne Adayları 
• Hipertansiyon hastaları,
• Diyabet hastaları,
• 17 yaşından küçük ya da 35 yaşından büyük olanlar,
• Daha önce erken doğum yapmış olanlar,
• Daha önceden çoğul gebeliği olanlar,
• Sigara, alkol ya da ilaç kullananlar,
• Alt genital sistemde enfeksiyon geçirenler,
• Rahim ya da rahim ağzı anormallikleri olanlar.

Anne Karnında Cerrahi Müdahaleler

Gönderildiği yer: Hamilelik Dönemi, Sağlık | 0

Gebelik sürecinde bebeğin gelişimi yakından takip edilirken karşılaşılan bazı komplikasyonlarda gerekli görülürse anne karnında bebeğe cerrahi girişimle tedavi uygulama yapılabilir.

Amnioinfüzyon  Sıvı Takviyesi: Erken membran rüptürü olmayan durumlarda (vagiandan amnion sıvı kaçağı olmayan hallerde) amnion sıvısı yok denecek kadar azalmış gebeliklerde, yapılan inceleme sonucuna göre karar verilerek, bebeğin anne karnında büyüme ve gelişmesine yardımcı olmak için amnioinfüzyon-sıvı takviyesi işlemi yapılır.

Amnioexchange Sıvı Değişimi: Bebeğin bağırsaklarının ilk üç aydan sonra karın dışında gelişimine devam ettiği durumlarda (Gastroschisis – Gastroşizis) bağırsak hasarının azaltılması için belli periyotlarda bebeğin içinde bulunduğu sıvı değiştirilmektedir.

Şant Uygulamaları: Özellikle bebeklerin mesane boynundaki bir tıkanıklığa bağlı olarak idrar yapamadıkları durumlarda “Vezikoamniotik Şant” uygulaması ile bebeğin mesanesinin geçici olarak amnion boşluğuna akışı sağlanır.

Akciğerlerinde  “kistik adenomatoid malformasyon” gibi hastalıklara bağlı olarak gelişebilen ve akciğer dokusu ile kalbin gelişim ve yerleşiminde değişikliklere yol açabilen büyük kistlerin varlığında “torakoamniotik şant” uygulamaları yapılır.

Kan Transfüzyonu:  Anne karnındaki fetusta çeşitli nedenlerle anemi (kansızlık) gelişirse, anne karnındaki bebeğe kan verilmesi işlemidir.

Fetoskopi: İkiz gebeliklerde bebekler arasında kan geçişine bağlı “ikizden ikize transfüzyon sendromu” gelişirse, bebekleri besleyen “plasenta” denilen organ yüzeyindeki anastomozlar (bağlantılar) lazer yardımıyla “koagule” edilerek, bebekler arasındaki kan geçişi tedavi edilir.

Gebelik ve Gebeliğin Takibi

Gönderildiği yer: Hamilelik Dönemi, Sağlık | 0

Gebelik ortalama 9 ay 10 gün veya 40 hafta devam eden bir süreçtir. Gebelik, 3 dönemde  değerlendirilir. İlk 3 ay “1. Trimester”, 4-6 aylar “2. Trimester”, 7-9 aylar ise “3. Trimester” olarak adlandırılır. Gebeliğin ilk 3 aylık dönemi yani “1. Trimester”, salgılanmakta olan gebelik hormonuna bağlı keskin değişimler ve vücudun gebeliğe alışma süreci nedeniyle gebeliğin diğer dönemlerine göre daha zor bir dönemdir.

Gebelik öncesi hasta değerlendirilmesi ve gebeliğe hazırlanması, gebelik takibidir. Bu kapsamdaki süreçler:
• Gebeliğin doğrulanması (Ultrasonografik olarak ve kanda gebelik testi- ẞ-hCG yapılarak)
• Gebelik rutin tetkiklerinin yapılması (Kan ve idrar testleri)
• Gebelikte genetik tarama testlerinin yapılması (Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18)

Kent Hastanesi Doğum Kliniği’nde gebelik ultrason incelemeleri, ultrasonografi için radyoloji bölümüne ya da başka merkezlere yönlendirilme yapılmaksızın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarınca gerçekleştirilmektedir.

Genetik Tarama Testi Nedir?
Bebeğin kromozom anomalileri yönünden; Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18 için belli bir risk grubunda olup olmadığı araştırılır. Bu test sonuçlarına göre anne-baba adaylarına bebeklerinin adı geçen kromozomal anomaliler yönünden riskli bir gruba girip girmedikleri yönünde bilgi verilir. Bu test sonuçlarına bakılarak “Bebeğiniz tamamen sağlıklı ya da hasta” demek mümkün değildir.

İlk 3 Ay Tarama Testi (İkili Test)
Gebeliğin 11-14. haftaları arasında yapılır. Ense kalınlığı (Nuchal Translucency) ölçümü ile anne kanında  “PAPP-A” ve “serbest ẞ-hCG” adlı iki hormona bakılarak, Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18 için risk hesaplaması yapılır. Bu tarama testi sırasında kliniğimizde bebeğin sağlık durumunun değerlendirmesine ek katkı sağlayan parametreler de incelenir.

Bu parametreler:
• Bebeğin burun kemiği (Nasal kemik-nasal bone)
• Bebeğin yüz açısı (Facial açı-facial angle)
• Intrakranial şeffaflık (Intracranial translucency): Spina bifida erken tanısı için  • Ductus venosus doppler incelemesi
• Hepatik arter doppler incelemesi
• Uterin arter doppler incelemesi: Preeklampsi- gebelik hipertansiyonu ve bebekte gelişme kısıtlanması riskinin belirlenmesi
• Rahim ağzı (serviks) uzunluğu ölçülmesi: Erken doğum riskinin belirlenmesi

İkinci 3 Ay Tarama Testi (Üçlü-Dörtlü Test)
İlk üç ay tarama testini yaptıramamış olan hastalarda tercih edilir. Gebeliğin 15-21. haftaları arasında yapılır. Fetal biyometriye ek olarak, anne kanında serbest ẞ-hCG, estriol, AFP (üçlü test) ve Inhibin (dörtlü test) bakılarak Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve 18 için risk hesaplaması yapılır.
Önemli Not: Kliniğimizde her gebeye sadece bir tane genetik tarama testi önerilmektedir ve bu da ilk üç ay tarama testi (ikili test) şeklindedir. Sadece ilk üç ay tarama testini yaptıramamış olan hastalarımıza ikinci üç ay tarama testini (üçlü-dörtlü test) önermekteyiz. İki testin birlikte yapılıp, ayrı ayrı değerlendirilmesi sonucunda 100 gebeden 10’una (yanlış pozitiflik nedeniyle) gereksiz yere amniosentez yapılmış olacaktır. İki testin birlikte yapılabilmesi için entegre tarama yöntemi uygulanarak tek sonuç veren programlar kullanılıp, değerlendirme yapmak gerekmektedir.

Tarama test sonuçları, doktorunuz tarafından değerlendirilerek, riskli gruba girip girmediğiniz belirlenir. Yüksek riskli grupta olan hastalara “Genetik Tanı Testleri” önerilir.

Genetik Tanı Testleri
Tarama testleri sonucunda yüksek riskli bulunan gebelere genetik tanı yapılarak bebeğin kromozomları belirlenerek kromozomlarda sayısal ve yapısal anomali olup olmadığı belirlenir ve kesin sonuç verilir.

Bu testler:
Korion Villus Örneklemesi (CVS): Gebeliğin 11-14. haftaları arasında anne karnından iğne yardımı ile girilerek, plasentadan (bebeğin eşi) fetal hücreler aspire edilerek, genetik inceleme yapılır.

Amniosentez: Gebeliğin 16-22. haftaları arasında anne karnından iğne yardımı ile girilerek, amnion sıvısından (bebeğin içinde geliştiği sıvı) örnekleme yapılır.

Kordosentez: Gebeliğin 20. haftasından sonra anne karnından iğne yardımı ile girilerek göbek kordonundan bebeğe ait kan örneği alınarak yapılır.
Gebelik takiplerinin ultrasonografi eşliğinde (2 boyutlu, 3 ve 4 boyutlu, renkli doppler ve power doppler inceleme) yapılması

18-23 hafta genetik sonogram (ayrıntılı- detaylı ultrasonografik inceleme): Bebeğin organ gelişimi incelenir.

Gebeliğin Aylara Göre Gelişimi

Gönderildiği yer: Hamilelik Dönemi, Sağlık | 0

Gebelikte aylara göre neler değişir?

1. Ay
Gebeliğin ilk belirtisi, regli kanamasındaki gecikmedir. Gebeliğin kesin tanısı, kan ve idrar testiyle yapılabilir. Gebelik kesinleştikten sonra bebeğe ait kesenin muayene ile görüntülenmesi gerekir.

İlk gebelik muayenesinde;
Bebek ve gebelikle ilgili risk faktörleri değerlendirilir. Anne ve babanın genetik geçmişi incelenir. Tahmini doğum tarihi hesaplanır. Tam kan tahlili, tam idrar tahlili istenir. Ayrıca, daha önceden geçirilmiş bağışıklığı etkileyecek hastalıkların taraması gerekebilir ve kan uyuşmazlığının olup olmadığı belirlenir. Anne ve bebek için gebelik değerlendirmesi yapılır ve rutin kontroller için günler belirlenir.

Gebeliğin birinci ayında embriyo, besinlerini anneden plasenta aracılığıyla sağlamaya başlar ve  1 mm kadardır. Hamilenin beslenme düzeni, alması gerekli vitaminler ve yapması gerekli egzersizlerin yanı sıra sigara ve alkol gibi alışkanlıkların bırakılması önemlidir.

Aydan itibaren gebelik süresince;
• Kanama oluşursa,
• Yoğun kusma hali varsa,
• Bebeğin 24 saatten fazla bir süredir hareket ettiği düşünülmüyorsa,
• 38 ° C’den yüksek ateş görülüyorsa,
• Düşme veya karına bir darbe alınmışsa mutlaka doktora başvurulmalıdır.

2. Ay
5. hafta, gebeliğin keşfedildiği en önemli haftadır. Bu haftadan itibaren genellikle mide bulantıları başlar. 6. haftada organların yerleri belirmeye başlar. Baş, ilk aylarda bedeninden daha büyük ve kurbağa yavrusu görünümündedir. Kan dolaşımı başlamamış olan bebekte, ritmik olmayan kalp atımları vardır. Kalp gelişimi tamamlandıktan sonra vücudunda kan pompalanmaya başlayacak bebek, 6. haftada 4-5 mm civarında ve ortalama 1,5 gram ağırlığındadır. 7. haftada başı henüz vücudundan büyük olan bebeğin kolları, bacakları, ağzı ve yüz hatları belirginleşmeye başlar. Genellikle 2 gram ağırlığında ve 13 mm boyundadır. 8. Haftada bebeğin damağı ağız içinde oluşmaya başlar. En yeni gelişme, akciğerin oluşmaya başlamasıdır. Anne açısından genellikle mide bulantıları ve kusma durumu devam eder.

3. Ay
Gebelikte 1. trimester’ın son ayıdır. Annede gebelikte artan hormonlara (östrojen, progesteron) bağlı olarak bulantı, kusma, göğüs sıkışması, baş ağrısı, yorgunluk, idrar artışı, uykusuzluk ve kabus görme gibi farklılıklar olur. Bu sorunlar, bu dönemin bitiminde son erer. Rahim (uterus), 12. haftaya kadar pelvik kemik yapı içinde kalır ve boyutlarında genişlemeye bağlı idrar torbasına baskı yapar ve bu nedenle annenin sık idrara çıkmasına yol açar. 3. ayın sonunda uterusun pelvis dışına çıkmasıyla bu bası azalır ve annenin idrar sıklığı normale döner.

9. haftada bebeğin vücudu, şekil almaya başlar. El, ayak parmak ve tırnakları, sindirim sistemi ve iç genital organları gelişmeye başlar. Bebek bazı küçük hareketleri yapmaya başlar. 10. haftada bebeğin vital organları gelişir. Parmak ayrımı ve tırnakların gelişimi sürer. İskelet gelişimi ile birlikte dişler gelişmeye başlar. Göz çukurları oluşur fakat gözleri henüz kapalıdır. Beyin gelişimi devam eder. Bebeğin cinsiyeti erkek ise, testisler testosteron üretmeye başlar ve dış genital organ gelişmeye başlar. 11. Haftada organların büyümesi çok hızlıdır. Başın her iki yanında kulaklar gelişir ve dış genital organlar şekillenir. 12. Haftada yüzde çene ve burun gelişimine bağlı değişiklikler oluşur. El ve ayak tırnakları gelişimini tamamlar.

Bebeğin kilosu, plasenta dokusu, amnion sıvısı, annenin kan hacminin artışı, vücut dokularında sıvı birikimi, uterus ve meme büyümesine bağlı olarak 12. haftaya kadar anne yaklaşık 1 kg alır. Asıl kilo alımı ise, gebeliğin 2. yarısında gerçekleşir.

4. Ay
4. ayla birlikte, artık hem bebek hem de anne için ilk dönemdeki riskler atlatılmış, bulantı,  kusma ve yorgunluk hali sona ermiş ve gebeliğe uyum sağlanmıştır.

Bu ay bebek, ortalama 16 cm boya ve yaklaşık 85 gr ağırlığa ulaşır. Bebeğin hareketleri hissedilmeye başlanır. Bebekte idrar boşaltma başlar. 16 haftalık bebeklerde cinsiyet bellidir. Artık ultrasyonla bebeğin cinsiyetini öğrenilebilir. Bebeğin beyin bölümleri gelişir ve ilk saçları oluşur. Tüyleri ve tırnakları uzar. Gözleri kapalıdır, göz kapakları gözlerini korur.

5. Ay
Bebeğinizin kalbi, büyümesini sürdürür ve steteskop ile duyulabilir. Bebek, bu ay çok hareketlidir, tekme atışları anne karnında hissedilir. Kafasında ince saçlar çıkmıştır ve cildi koruyucu “verniks kazeoza (fetüs derisini örten krem kıvamında beyaz yağlı madde)” ile kaplıdır. Cildi kalınlaşır ama deri altı dokusunda yağ henüz azdır ve bu nedenle bebeğin cildi buruş buruştur. Parmak izleri ve tırnakları belirgindir. Parmaklarını ve ayaklarını emmeye başlar. Bebeğin kilo alımı hızlıdır, 5. ayın sonunda genellikle 30 cm boyunda ve 650 gr ağırlığındadır.

Annenin vücut ısısı, tiroid bezinin aktifliği kaynaklı artar. Bundan dolayı sıcak basması ve terleme sıklaşır. Ayrıca, kan hacminin artması ile bacaklarda ağrı oluşabilir. Bu tür şikayetler, dinlenmekle geçer.

6. Ay
Bu ay bebek hızla kilo alır ve gelişimi devam eder. Kaşları oluşur ve saçları uzar. Kemikleri ve kasları gelişir, vücüt hatları belirginleşir. Gözler, ışığı algılayabilir. Akciğerleri tamamen gelişmemiştir. Kulaklar bu ay tam olarak gelişir ve bebek, özellikle annenin kalp atışlarını rahatlıkla duyabilir. Annenin kalp sesi, bebek için rahatlatıcı bir ritim halini alır. Dışarıdan gelen tiz sesleri duyabilen bebek, bu ayda henüz kalın sesleri tam olarak işitemez, çünkü bu ayın sonunda kulak kemikleri sadece tiz (ince) sesleri algılayabilecek şekildedir.  6. ayın sonunda bebek ortalama 32 cm boyunda ve 800-900 gr ağırlığındadır.

Annenin ise karnı iyice büyümüştür. Bu nedenle sırt ve bacaklarda zaman zaman ağrılar oluşabilir. Anne, hareketlerinde zorluklar görülebilir. Anne, gün içerisinde dinlenmelidir.

7. Ay
Son trimester’ın başlangıcıdır. Bebeğin beyni iyice gelişmiş ve artık bir yetişkin beyni şeklini almıştır. Öncesinde düz olan beyin, kıvrımlarıyla belirginleşmeye başlamıştır. Parmak emmek düzenli aktiviteleri arasına girmiştir. Bu da anne memesini emme hazırlığı olarak kabul edilmektedir. Diğer taraftan parmak emme egzersizleri çene kaslarını da güçlendirmektedir. Bebeğin akciğerleri ve karaciğerlerinin gelişimi devam eder. Bağışıklık sistemi oluşmaya devam eder. Bebeğin rengi hala kırmızıya yakındır. Bağışıklık sistemi gelişen bebeğin cilt altındaki yağ tabakaları dolgunlaşmaya devam eder. Akciğerleri oksijen alışverişine hazır hale gelmiştir. Kan üretimi de erişkinlerde olduğu gibi omuriliktedir. Bebeğin bu ay hisleri ve duyuları gelişir. Amniyotik suyu içerken tadını alır. Gözleri açılır ve ışığı hissedebilir. Vücudu dolgunlaşır, deri altı dokusunda oluşmaya başlayan yağ tabakası ile artık buruşuk görünümünü kaybeder. Midesi ve bağırsakları da çalışır. Bu ay sonunda bebek, ortalama 1.5 kg ve 38 cm boyundadır.

8. Ay
Bebek büyümekte olduğundan artık rahim, dar gelmeye başlamış ve bacakları bükük pozisyonda anne karnında şekil almıştır. Bu ay, kemik gelişimi hızlanır, bebek gözlerini kırpıştırmaya başlar. Duyu organları iyice gelişir. Çevredeki seslere karşı duyarlaşır. Bebek, daha çok baş aşağı pozisyonunda durmaya başlar. Genellikle boyu 42 cm, kilosu 1600 gram civarındadır. Bebeğin zayıf kılları dökülür ve yerine yeni kalıcı tüyler çıkmaya başlar. 35. haftada bebeğin bağışıklık sistemi, etkinlik kazanır. Akciğerleri gelişmiş olduğundan bebek, reflekslerini kontrol edebilir. Bebeğin baş kısmı, aşağıya doğru indikçe doğum kanalları da açılır.

Relaksin hormonu salgılanması nedeniyle annenin eklemleri gevşeyebilir ve yorgunluk hissinde artış görülebilir. Ciltte değişen hormon dengesi yüzünden pul pul kurumalar olabilir. Cilt üzerine binen aşırı yük sebebiyle vücuttaki zehirli maddelerin dışarıya atılımı zorlaşmıştır. Rahim doğuma hazırlanmaya başlar ve zaman zaman sancılanma oluşabilir.

9. Ay
Doğuma günler kalmıştır. Bebek, pelvisten inmeye başlar ve doğum yaklaşır. Bebeğin fizyolojik fonksiyonları normaldir, tüm organları gelişmiştir, akciğerleri dahil, çalışmaya hazırdır. Yüz hatları iyice belirginleşir. Böbrekler ve karaciğerigelişmiş, beyin büyüme hızı artmış ve alnı daha da belirginleşmiştir. Bebek, doğuş pozisyonu olan baş aşağı bir haldedir.

40. hafta itibariyle doğum anı gelmiştir. 37. haftadan 41. haftaya kadar yaşanan doğumlar normal doğumlardır. Normal doğum için beklemekte fayda vardır. Zamanı geçmiş ve doğum başlamamışsa suni sancıyla doğum yaptırılabilir. Eğer bu da olmazsa sezaryen düşünülebilir. Doğum konusunda anne ve babayı, en doğru yöntem konusunda doktor bilgilendirecektir.

Anne Karnındaki Bebeği Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Gönderildiği yer: Hamilelik Dönemi | 0

Her anne ve babanın en büyük isteği bebeklerinin sağlıklı doğması, doğum sırasında hiçbir sorun yaşamadan planlandığı gibi doğumun gerçekleşmesidir. Aileler aynı zamanda bir yandan da bebeklerin sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmesi için ne gerekiyorsa yapmaktadırlar. Ailelerin bebekleri için merak ettikleri bir soru da, bebeğin daha zeki olması için yapabilecekleri ekstra herhangi bir şey olup olmadığını öğrenmektir. Bebeklerin zeki olması için anne adayları hamilelik sürecinde özel bir beslenme programı uygulamanın gerekli olup olmadığını da merak ederler. Hamilelikte bebeğin zekasının daha üst seviyelerde olması için yanlış ve bilinçsiz bir şekilde uygulanan birtakım beslenme programı birçok zararlı duruma neden olmaktadır. Bebeğin daha zeki olması birçok faktöre bağlı olarak gelişmektedir. Zekanın aslında soyut ya da somut nesneler arasındaki birtakım ilişkileri kavrama, iki olay veya durum arasındaki ilişkiyle bağlantı kurma, problem çözme, çabuk öğrenme ya da birçok işlevi içerisinde barındıran zihinsel bir kapasite olduğu bilinmektedir. Bebeğin zeka seviyesinin daha üst oranda olması sadece annenin beslenmesine, genetiğe ya da çevresel faktörlere bağlı değildir. Genetik faktörler anne ya da babadan gelen tüm genlerin rastlantısal bir şekilde birleşip bebeğe geçmesi ile birlikte belirlenmektedir. Birçok akraba evliliğinde birtakım rahatsızlık ortaya çıkmaktadır ve bu rahatsızlıklar diğer evliliklerden daha sık görülmektedir.

Hamilelik sürecinde doğru beslenme en önemli aşamalardan biridir. Hamilelik sürecinde yetersiz beslenme gibi durumlarda bebek bu durumdan epey olumsuz bir şekilde etkilenmektedir. Hamilelik süreci boyunca A, D, E, B6, B12 vitaminlerin, folik asit, omega 3, demir, bakır, çinko, selenyum, iyot gibi minerallerin bebekte olması gereken oranda bulunması gerekmektedir. Bu tür minerallerin ya da vitaminlerin eksikliği durumunda bebekte öğrenme güçlüğü, geç konuşma, birtakım davranışlarla ortaya çıkan sorunlar meydana gelebilir, bebekte bulunan motor fonksiyonda gecikmenin yaşanması ve zeka seviyesinin olması gereken oranın altında yer alması gibi bebekte görülen birtakım rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.

Anne adayına hamilelik sürecinin ilk aylarında yapılması gereken birtakım testler bulunmaktadır. Anne adayında hangi mineralin ya da hangi vitamininin eksik olduğunu hamileliğin başında anlamak ve bu eksikliği gidermek mümkündür. Anne adayında kansızlığın görülmesi durumunda bunun önlemi alınır ve tedavi aşamasına geçilir. Anne adayının koruyucu olarak demir oranı çok yüksek olan et, yumurta sarısı ya da üzüm pekmezi gibi gıdaları çok sık tüketmesi gerekmektedir. Anne adayının özellikle hamilelik sürecinde bol miktarda çinko mineralini alması gerekmektedir. Çinko minerali özellikle deniz ürünleri, et, karaciğer, ceviz, fındık, süt ve yumurta gibi besin maddelerinde yüksek oranda bulunmaktadır. B vitamini ve bebeğin beyin gelişimi açısından folik asit minerali çok önemli bir yere sahiptir. Her anne adayında folik asit mineralinin yeterli derecede bulunması gerekmektedir. Folik asit minerali bebeğin beyin ya da sinir sistemi gelişimi açısından çok önemlidir ve eksikliği en çok görülen mineraldir. Besinler içerisinde en çok marul ya da ıspanak gibi yeşil yapraklı bitkilerde, karaciğerde, böbrekte ya da ette çok büyük oranda folik asit bulunur. Bebeğin beyin gelişiminde en büyük rol oynayan bir madde ise Dokosa Heksaenik Asit gibi bir açılımı bulunan DHA maddesidir. Bu madde sadece birtakım balık çeşitlerinde yüksek bir oranda bulunur. Bu nedenle anne adayının hem hamilelik süresi boyunca hem de doğumdan sonra; haftada iki kere olmak üzere mutlaka balık tüketmesi gerekmektedir. Balık tüketmenin yanı sıra balık yağı da içilebilir, omega 3 yağ asidinin büyük bir oranda bulunduğu ceviz, badem, kenevir ve yağı, soya yağının da bol miktarda tüketilmesi gerekmektedir.

Anne Karnındaki Bebeği Etkileyen Faktörler Nelerdir?
Anne adayının hem hamilelik süresi boyunca hem de bebek doğduktan sonraki zaman dilimi içerisinde dikkat etmesi gereken birtakım faktörler bulunmaktadır.

Beslenme Programına Dikkat Edin
Anne adayının hamileliğin ilk günlerinden itibaren çok iyi beslenmesi, insan vücudunda olması gereken vitamin, mineral, protein gibi besinleri mutlaka her gün tüketmesi gerekmektedir. Anne adayının beslenmesine hem hamilelikte hem de doğumdan sonra emzirme döneminin sonuna kadar dikkat etmesi gerekmektedir. Çünkü bebek anne karnında iken anne ne yerse bebek de onu yer, anne adayı ne kadar vitamin, mineral, proteine önem verirse buna bağlı olarak bebeğin de tüm değerleri, olması gereken bir seviyeye gelir.

Toksinlerden Uzak Durun
Anne adayının hamilelik süresince tüm toksinlerden uzak durması gerekmektedir. Anne adayının hamilelik süresi boyunca yüksek oranda civa içeriğine sahip olan ton balığı gibi besinleri tüketmemesi gerekmektedir. Çünkü tuna, somon, kılıç balığı, gibi balıklar derin sularda yaşadıkları için toksin maddelere çok fazla maruz kalır ve bu balıkları tüketen anne adaylarının kanında civa, kurşun, kadmiyum, tolüen gibi ağır metal seviyeleri çok büyük oranda artar. Anne adayının kanında birtakım metal seviyesinin artması nedeniyle fetüsün beyninde toksin etkisi ortaya çıkar. Aynı zamanda havası çok kirli olan birtakım şehirlerde yaşayan anne adayları için de bazı tehlikeler ortaya çıkmaktadır. Havası kirli olan şehirlerde herkesin yaşaması çok zor olmaktadır ama anne adayları daha çok etkilendikleri için onlara göre ideal bir ortam değildir. Özellikle egzoz dumanının çok fazla olduğu şehirlerde yaşamak anne adayları ve bebekleri için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. Bu tür şehirlerde yaşayan annelerin bebeklerinin zeka geriliği, davranış sorunları ya da otizme biraz daha eğilimli olduğu araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır.

Alkol ve Sigaradan Uzak Durun
Hamile ve SigaraAnne adaylarının hamilelik süresi ve emzirme süreci de dahil olmak üzere uzun bir süre alkol ve sigara kullanmamaları gerekmektedir. Alkol ve sigara kullanan anne adayının bebeği bu maddelerden çok olumsuz bir şekilde etkilenerek zeka gelişiminde eksiklikler ortaya çıkabilir. Anne adaylarının alkol ve sigara kullanımı bebekler için çok sakıncalı bir durum oluşturmaktadır. Bu nedenle anne adaylarının hamilelik süresi boyunca ve emzirme sürecinde sonra alkol, sigara kullanımına ara vermeleri gerekmektedir. Çünkü alkol ve sigaranın bebeğe verdiği zararı hiçbir madde vermemektedir. Sigara içen anne adaylarında bebeğin vücuduna ve beynine giden kan azalmaktadır, bunun sonucunda beyin hücrelerinde büyük bir tahribat ortaya çıkar. Anne adayının alkol kullanımını sonucunda ise, bebeğin beyin hücrelerinde direkt olarak hücre harabiyeti meydana gelir. Beyin hücreleri harabiyet yapan bebeklerde ise, dikkat eksikliği, davranış bozukluğu, sebep-sonuç ilişkisi arasındaki bağlantıyı kuramama, motor fonksiyonu bozukluğu meydana gelebilecek olan rahatsızlıklar olabilir. Anne adayının aşırı alkol kullanımı neticesinde bebeğin kafatası küçük olmasından dolayı zeka geriliği durumu ortaya çıkmaktadır. Madde bağımlısı olan anne adaylarının bebeklerinde ise, zeka geriliği, küçük ebatlara sahip olan kafa, davranış bozukluğu ve sosyalleşememe sorunu meydana gelmektedir.

Stresten Olabildiğince Uzak Durun
Anne adayının hamilelik gibi ciddi bir süreçte strese çok dikkat etmesi gerekmektedir. Stres, üzüntü anne adayının hamilelik sürecinde ve daha sonraki emzirme dönemi boyunca olmaması gereken olumsuz duygular arasında yer almaktadır. Anne adayında meydana gelen aşırı sıkıntı ve stres, anne adayının kanındaki kortizon hormonunun seviyesini çok yükseltir ve bebekte beyin gelişimi etkilenir. Stresin anne adayının doğurması sonrasında bebeklerde dikkat eksikliği, dil yeteneklerinde meydana gelen düşüklük, kaygı bozukluğu, hiperaktivite bozukluğu gibi rahatsızlıklarla direkt ilgili olduğu yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Anne adayının stresten uzak kalması, anne karnındaki bebeğin daha sonraki yaşamında sağlıklı bir birey olması açısından çok önemli bir durumdur.

Aşırı Kilolara ve Hastalıklara Dikkat Edin
Hamilelik ve HastalıklarAnne adayının, hamilelik sürecinde kızamıkçık, toksoplazma, Herpes Tıp 2, CMV gibi hastalıkların ortaya çıkması sonucunda fetusta beyin harabiyeti, işitme kaybı, görme kaybı, epilepsi ya da zeka geriliği ortaya çıkabilir. Bebeğin biraz büyük olması sonucunda doğumun zor geçmesi ya da bebeğin beyninde zedelenme meydana gelmektedir. Anne adayının yetersiz bir şekilde kilo alması durumunda bebekte gelişim geriliği ya da düşük zeka rahatsızlıkları ortaya çıkmaktadır. Anne adayının hamilelik süreci boyunca sadece, en fazla on üç kilo alması gerekmektedir, on üç kilo üzerindeki kilo alımlarında ise tehlikeli durumlar ortaya çıkmaktadır.

Kafein Miktarına Dikkat Edin
Anne adaylarının hamilelik süreci boyunca çok fazla kafein tüketmemesi gerekmektedir. Hamilelikte anne adayının bir fincan kahve içmek güne daha dinç başlamak adına iyi bir çözüm yöntemi olabilir ve hamilelikte bir fincan kahvenin sakıncası yoktur ama daha fazla oranda kahve tüketimi bebeğe zarar vermektedir. Anne adayının hamilelik süresi boyunca kafein oranı yüksek olan içeceklerin ya da kafein içeriği yüksek olan yiyeceklerin çok fazla tüketilmesi sonucunda bebeğin gelişimi normal seviyenin daha çok altında kalmaktadır ve bebeğin gelişim geriliği yaşamasına neden olmaktadır. Anne adayının çok fazla bir oranda kafein tüketmesi ani düşük vakalarına sebep olmaktadır. Kafein insan vücudunda belirli bir oranda bulunması gereken demir mineralinin oranını azaltan bir besin maddesidir. Anne adayının hamilelik süresi boyunca kafein tüketimini çok azaltması bebek sağlığı açısından çok sağlıklı ve yararlı bir tercih olacaktır.

İlaç Kullanımında Dikkatli Olun
Bazı ilaçlar hamilelik süresinde masum, herhangi bir zararı yok diye nitelendirilebilir fakat çok az bir doza sahip de olsa ilaçların hepsinin küçük ya da büyük insan vücuduna olumsuz bir etkisi bulunmaktadır. Bazı ilaçların hem hamilelik süreci boyunca hem de emzirme sürecinde anne ve bebek için çok zararlı olduğu bilinmektedir. Özellikle antidepresanlar kategorisinde yer alan ilaçlar anne karnındaki bebeğin her yönden gelişimine çok büyük zarar vermektedir. Anne adaylarının hamilelik sürecinde antidepresan ilaçlarını asla kullanmamaları gerekmektedir. Anne adayı eğer ilaç kullanacaksa bunu doktoruna sorup, doktorun onayını aldıktan sonra kullanması daha doğru bir tercih olacaktır. Anne adayının hamilelik süreci öncesinde de kullandığı birtakım ilaçlar varsa, bu bilgiyi doktoruyla mutlaka paylaşması ve doktorunu bu konuda bilgilendirmesi gerekir.

Hamilelikte Cilt Bakımı

Gönderildiği yer: Güzellik, Hamilelik Dönemi | 0

Hamilelik süresince de güneşten korunmaya özen göstermek gerekir. Sürekli güneşten koruyucu kullanın. Güneş ultraviyole A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) ışınları yayar. Günümüzde UVA ve UVB’nin erken deri yaşlanması, leke oluşumu, ve hatta deri kanserlerine sebep olduğu bilinmektedir. Gün içi normal hayatta bile farkına varmadan sürekli ultraviyole ısınlarına maruz kalırız. Örneğin camdan UVA ışınları rahatlıkla geçmektedir. Hamilelikte hormonların etkisi ile cilt hassaslaşır ve lekelenmeye meyilli hale gelir. Bu yüzden her gün, düzenli olarak dışarı çıkmadan yarım saat önce en az 20 faktörlü bir güneşten koruyucu krem kullanılmalıdır. Ayrıca sokağa çıkmadan önce ve uzun sure güneşli ortamda kalınacağı zamanlarda güneşten koruyucu ürün üç veya dört saatte bir tekrar sürülmelidir. Havuz ve denize girdikten sonra tekrar sürmeye özen gösterilmelidir. Güneşten koruyucu ürün hem UVA hem de UVB’ye etkili , en az 20 faktörlü olmalıdır. Sivilce ve ciltte yağlanma şikayeti olanlar özellikle yağsız (oil_free) güneşten koruyucu kullanmalıdırlar Yüz temizliği düzenli yapılmalıdır. Çünkü bazı hamilelerde cilt daha yağlı hale gelir. Eğer düzenli temizlenmezse gözenekler tıkanarak sivilce artısı olabilir. Bazen de hamilelerde cilt kuruluğu olabilir. Uygun olmayan temizleyici ürünler ciltte tahrişlere veya alerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Hamile kadınlarda cilt günde bir veya iki kez temizlenmelidir. Temizleyici ürün cilt yapısına uygun olmalıdır. Yağlı ve karma ciltler köpük veya jel seklindeki temizleyici ürünleri kullanabilirler. Bu ürünler aşırı kurutucu olmamalıdırlar. Çok kuru ve hassas ciltler ise cilt yapılarına uygun jel, köpük veya süt seklindeki ürünleri kullanabilirler.

Nemlendirici kullanımı da çok önemlidir. Hamilelik döneminde bazı ciltler yağlanırken bazılarında kuruluk oluşabilir. Yağlı ciltler yağ içermeyen oil-free ibareli krem ya da losyonlar kullanmalıdırlar. Kuru ve hassa ciltler cilt tiplerine uygun ürün kullanmalıdır. Sabah nemlendirici olarak güneşten korucu ürün de tek başına kullanılabilir veya nemlendirici üzerine uygulanabilir. Nemlendirici kullanım sıklığı cildin ihtiyacına ve dış etkenlere göre değişir. Günde iki kez veya da sık kullanılabilir.

Hamile kadınlarda aşırı terleme nedeniyle banyo ihtiyacı artar. Banyo her gün veya hafta da en az üç kez yapılabilir. Terleme ve kilo artısı nedeniyle kasık, göğüs altı ve koltuk altı gibi kıvrım bölgelerinde pişik, isilik veya mantar olmaması için banyodan sonra iyi kurulanılmalıdır. Ayrıca kıvrım bölgeleri pudralanabilir veya hafif bir krem sürülebilir. Cilt kuruluğundan yakınanlar için hafif bir vücut losyonu uygun olabilir.

Hamilelikte ciltte çatlak oluşmaması için alınabilecek önlemler ne yazık ki kısıtlıdır. Masaj veya cilt yağı gibi ürünlerin kullanımı faydalı olabilir. Cildin aşırı gerilmesi cilt çatlağının sebeplerinden biridir. Bu yüzden aşırı kilo alınmamasına özen gösterilmelidir. Cilt çatlağına faydalı olduğu belirtilen kremleri doktor gözetimi altında hamileliğin üçüncü ayından sonra başlayabilirsiniz. Doğumdan sonra emzirme olmadığı dönemde cilt çatlağı dermatolog tarafından tedavi edilebilir. Tedavi erken dönemde başlanırsa yüz güldürücü olabilir. Tedavide retinoik asitli kremler, meyve asitli kremler, vitamin enjeksiyonları ve lazer uygulamaları kullanılmaktadır.

Hamilelik döneminde varis ve kılcal damar artısına meyil vardır. Ailesinde varis ve kılcal damar öyküsü olanlar, hamilelik öncesi bu tür şikayeti olanlar ve ayakta uzun sure kalması gereken mesleği olanlar dikkatli olmalıdırlar. Varis ve kılcal damar oluşumuna eğilimli olan kişilerin varis çorabı giymesi uygun olacaktır. Hamileler için özel üretilen varis çorapları mevcuttur. Her sabah yataktan kalkmadan önce giyilmelidir. Bacak kaslarını kuvvetlendirmek ve kas hareketlerinin damarlar üzerine masaj yapıcı etkisinden yararlanmak için yürüyüş çok faydalıdır. Günde en az bir kez, 30 dakika kadar bacakları kalp hizasının üstünde uzatarak dinlendirilmelidir. Doğumdan sonra varis ve kılcal damarların bir kısmında gerileme olur. İyileşmeyenler lazer, skleroterapi veya ameliyat yöntemleriyle tedavi edilebilir

Gebelikte görülebilen deri değişikliklerinin büyük bir kısmı hormonların vücuttaki etkilerine bağlıdır. Bu değişiklikler çoğu kez hastalık değil normal değişikliklerdir. Bunların bir kısmı kalıcı olabilirken, bir kısmı doğumdan sonra geriler.
Uzm. Dr. Eylem ACAR

1 2